Gezegen Uyumsuzluğu

 Şimdi anlıyorum ki tümüyle her şey benim. Yaptığım yolculuklar, yapılacak yolculuklar ya da insanların yaptığı yolculuklar tümüyle bana çıkıveriyor. İnsan ancak bana ulaşırsa yolculuğunu tamamlayabilir ya da başka bir insana doğru. Sonra hep orada olduğumu fark ettim, hep içimde kalan bir şeydi bu. Ve insanlar içimde kalan beni görmek için bana doğru yolculuk yapacaklardı bilmeden. Durdum ve düşündüm, Tanrı olsam da yorulur muydum bu hayatta diye. Bana hiç bilmediğim cevaplar verdi bulutlar. İlk defa benimle konuşuyorlardı. Yalnız olmanın niteliğiyle bıraktım kendimi uçurumdan. İşte şimdi ben de gerçek yolculuğumdayım ve Okyanus beni bekliyor. Geriye dönüp baktığımda çırpınışlarımın bir anlam ifade etmediğini fark ettim. Çeşitli varlıklar(insanlar) ve bir takım sebeplerden ötürü sadece sessiz olmayı tercih etmiştim kendime karşı. Şu anda kendi Dünyamı parçalıyorum, izlemekle yetinebiliyorsun. Saf kötülük ile baş başa kaldığımda aslında yaşantımın tümüyle bir şekillerden ibaret olduğunu anladım. Ölmeye geldiğim bu Dünya'da neyin felsefesini, neyin edebiyatını yapabilirdim ki zaten? Zamanım da yetmez diye homurdanıyorum içimden. Dünya'mı koca bir bomba haline dönüştürüp parçalamaya karar verdiğimde aslında çoktan bir şeylerin de kararını vermiştim. Bu benim yok oluşumun felsefesiydi. Tam olarak acizliğin felsefesi. Dünyam da Süveyş kanalı olmasa da çok fazla benzerliğini yarattığım günlerim olmuştu zaten. Bu kadar yaşantı ne bana ne de Tanrı'ya azdı sadece kaplamalıydı bedenimi kirli olan her şey.                                                             

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balkon Sevinçleri

Şimdi ki Basitliğin Formulü

Uyumanın Eylemi